Akşemseddin’in II. Mehmed’e Mektubu

Bu yazıyı yaklaşık 2 dakikada okuyabilirsiniz.
Lütfengiriş yapmakya dakayıt olmakgönderileri beğenmek için.

Fetih, bilindiği gibi güle oynaya olmadı. Hele ki 20 Nisan’da İtalya’dan gelen 3 Ceneviz ve 1 Bizans Gemisinin kuşatmayı yararak Haliçe girmesi Türklerde büyük bir moral bozukluğuna, yılgınlığa yol açtı. Hemen arkasında 22 Nisan’da Gemilerin denize inmesi bu yönden mühimdir.

Gelen destek, Macaristan’dan ve Papalıktan Haçlı seferi tehtidi, şiki ateş arasında kalma iihtimali, uzayan muhasara, Başta Çandarlı olmak üzere bazı devlet ricalinin kuşatmayı kaldırma çabaları…

 

Böyle sıkıntılı bir anda Akşemseddin yüce Sultana bir mektub gönderir. Bu mektubu ilk olarak Halil İnalcıkFatih Devri Üzeinde Tetkik ve Vesikalar I adlı eserinde yayımladı. Aşağıda da bu mektubun sadeleştirilmiş hali var.

 

( Sadece kalınlaştırmalar tarafımdan yapılmıştır ve  italik eklemeler bana aittir.)

 

 

Akşemseddin’in Mektubu

 

“…Bu hadise gemi ehlinden oldu. [Haliç’e giren gemiler kastediliyor] Kalbime büyük kırıklık ve üzüntü getirdi. Bir fırsat görünüyordu. Fakat bu hadise o fırsatı ortadan kaldırdı. Yeni gelişmeler oldu. Birincisi, kâfirler rahatladı, sevince boğuldu, moral buldu. İkincisi, sizin görüşünüzün eksik, hükmünüzün ve kararlarınızın isabetsiz, sözünüzün tesirsiz olduğu görüşü kuvvet kazandı. Üçüncüsü, dualarımızın kabul olmadığı, müjdemizin geçersiz olduğu ifade edilir oldu. Bu bakımdan bu hadise, bunun gibi pek çok mahzurlar doğurdu.

 

Şimdi yumuşaklık ve merhamet gerekmez. Bu hususta kusuru görülenler, fethe muhalif olanlar tespit edilip, bunlar görevden azil dâhil gereken en şiddetli ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer bunlar yapılmazsa kaleye yeni bir hücuma kalkışıldığında, hendeklerin doldurulmasına karar verildiğinde gevşeklik gösterilecektir. Bilirsiniz, bunlar zordan anlayan Müslüman’dır. Allah için canını, başını ortaya koyan azdır. Meğer bir ganimet göreler, canlarını dünya için ateşe atarlar.

[Hatırlayın, deniz muharebesindeki başarısızlıktan dolayı, gözünü bile kaybetmiş olan Donanma Reisi Süleyman Bey bizzat Fatih tarafından dövülmüş ve vazifeden el çektirilmiş; Fethin hemen akabinde Çandarlı’nın kellesi alınmıştır]

 

Şimdi sizin yapmanız gereken bütün gücünüzle, fiilen, emirle, hükümlerinizle, sözünüzle işe sarılmanız, gayret göstermenizdir. Bu tür görevler, gerektiğinde merhameti ve yumuşaklığı az, şiddet kullanabilecek, zora başvurabilecek kimselere verilmelidir. Bu hem geçmişteki uygulamalara hem de dine uygundur. Allah şöyle buyuruyor:

“Ey Peygamber! Kâfirlerle, münafıklarla sonuna kadar savaş ve onlara karşı sert ol, yumuşak davranma. Onların varacakları yer cehennemdir ki, orası varılacak ne kötü yerdir.” (Tevbe- 73)

Bir acayip hal oldu. Üzgün bir halde otururken, Sâdâtın büyüğü, Câfer-i Sâdık’ın işareti üzerine Kur’an’ı Kerim üzerinde mütalaada bulunurken şu âyete rastladım [Tefe’ül ediyor Hazret]“Allah münafıklara ve kâfirlere ebedi olarak cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah onları rahmetinin sahasından uzaklaştırdı. Onlar için devamlı azap vardır.”[Tevbe-68]

 

[Akşemseddin fethe inanmayan ve yılgınlık gösterenleri kafir addediyor ve onlara en şiddetli cezaların verilmesini tavsiye ediyor. Fetih ne kadar zor bir dönemden sonra gelmiş!]

 

Bu ayete göre, bu işte gayret sarf etmeyenler de, senin emrine uymayanlar da Müslüman değildir. Bunlar münafık hükmünde olup, kâfirlerle cehennemde beraber olacaklardır.

 

İşlerini daha sıkı tutmandan ve sert davranmandan başka çare olmadığı anlaşıldı.Sonuçta, Allah’ın yardımıyla biz buradan utanan ve gücenen değil, ferahlayan, mansur (yardım edilen) ve muzaffer olarak dönen oluruz. İmdi, “kul tedbiri alır, takdiri Allah’a bırakır” hükmü her zaman geçerlidir. Neticede başarı Allah’tandır. Ama elden gelen bütün gayret sarf edilmelidir. Allah Resulü ve ashabının sünneti de budur.

 

Hüzünlü bir halde iken biraz Kur’an okuyup yattığımda, birtakım lütuflara, müjdelere mazhar oldum ve teselli buldum.

 

Bu söylediklerim sana boş söz gibi gelmesin. Gereğini yapasın. Söylediklerim tamamen sizi sevdiğimizdendir.”

 

Kaynak : Osmanlı Hanedan Vakfı

Değerlendirme

2
0
1
0
0
0
Bu yazı için değerlendirme yaptınız

Henüz kimse beğenmedi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir